Chapter 2 - İçeridekiler
Hayat bazen bir nesnenin sessiz ağırlığında saklıdır. Küçük, sıradan görünen bir şey… ama içinde taşıdığı ihtimal, insanın nefesini fark ettirmeden keser. Bu gece, o ağırlık masamda duruyor. Odam karanlık değildi, ama aydınlık da sayılmazdı. Tek ışık kaynağı, yarı açık perdeden sızan solgun sokak lambasıydı. Toz zerrecikleri, o ışık huzmesinde yavaşça süzülüyordu—sanki zaman bile ağır çekimde akıyordu. Masamın üzerinde, defterlerin, yarım kalmış notların ve soğumuş kahve fincanlarının arasında, o zarf vardı. Zarftan gözlerimi çekmeye çalıştım. Başarısız oldum. Görmüyordum, izliyordum. Günün yorgunluğu omuzlarımı çökmüş gibi hissettiriyordu ama asıl ağırlık başka yerdeydi. İçimde. Sanki göğüs kafesimin ortasında, görünmez bir taş duruyordu. Her nefes alışımda biraz daha büyüyordu. “Belki de açmam gerekmiyor,” dedim kendi kendime. Sesim boş odada hafif yankılandı. Ama beynimin arka planında, fısıltıya benzeyen başka bir ses cevap verdi: Kael… zaten buraya kadar geldin. O an...