Chapter 4 - Yoksa?
Anahtarı cebime koyduğum an, ağırlığını hissettim. Metalin soğukluğu avucumdan çok daha derine işliyordu; sanki cebimde değil de içimde taşıyordum onu. Dükkân sessizdi. Raflardaki kitaplar bile susmayı öğrenmiş gibiydi. Depo kapısına bir daha baktım. Açmadım. Bugünlük bu kadardı. Yaşlı kitapçı gelmedi. Ne telefon, ne bir not daha. Sanki dükkân, yalnızca bana emanet edilmemişti—bana bırakılmıştı. Kapattım. Çıngırağın sesi bu kez kısa ve isteksizdi. Eve dönerken şehrin ayrıntıları daha keskin görünüyordu. Duvarlardaki çatlaklar, kaldırım taşlarının arasına sıkışmış izmaritler, terk edilmiş bir dükkân vitrininde yansıyan silik yüzüm… Hepsi, sanki bana ait olmayan ama beni tanıyan şeylerdi. Anahtarı çıkardım, yürürken parmaklarımın arasında çevirdim. Üzerinde küçük bir oyuk vardı. Fark etmemiştim. Yakından bakınca, neredeyse silinmiş bir sembol seçiliyordu—iki çizgi ve aralarında bir boşluk. Bir kapı gibi. Ya da bir eşik. Eve vardığımda saat kaçtı bilmiyorum. Ama gökyüzü kararmakla ka...