Chapter 3 - Rahatsız Edilmek
Mutfaktan gelen sesin kaynağını bulamayınca ışıkları yaktım. Sarı ışık, odanın köşelerine çarpıp geri döndü; hiçbir şeyi aydınlatmıyor, sadece gölgeleri daha belirgin hâle getiriyordu. Dolap kapaklarını açtım, tezgâhın altına baktım. Hiçbir şey yoktu. Ama sesin yokluğu, varlığından daha rahatsız ediciydi.
Masaya geri döndüğümde, zarfın ağzının tamamen kapanmış olduğunu fark ettim.
Açık bırakmıştım. Eminim.
Kalbim bir an durdu, sonra sanki telafi etmek istermiş gibi hızlandı. Elimi zarfa uzattım. İçindeki fotoğraflar hâlâ oradaydı. Ama sıraları değişmişti. Çocuk fotoğrafı en üste gelmişti. Bu bir tesadüf olamazdı. Tesadüfler bu kadar ısrarcı olmaz.
Sandalyeye oturdum, dirseklerimi dizlerime dayadım. Başımı ellerimin arasına aldım. Düşünmeye çalıştıkça, zihnimde boşluklar oluşuyordu. Sanki bazı anılar, özellikle kaçınıyordu. Yaklaştıkça dağılan bir sis gibi.
“Hatırlamalısın.”
Notta yazan cümle, artık bir çağrı değil, bir emir gibiydi.
Telefonumu tekrar elime aldım. Mariner Hotel ile ilgili eski forumları, terk edilmiş yerlerle ilgili paylaşımları okudum. Çoğu kişi binanın yıllardır boş olduğunu söylüyordu. Ama birkaç yorum dikkatimi çekti.
— “Gece ışık gördüm.”
— “İçeride biri yaşıyor olabilir.”
— “Oraya giren herkes bir şeyler kaybettiğini söylüyor.”
Son cümleyi defalarca okudum. Kaybetmek…
Ben zaten bir şeyleri kaybetmiş gibiydim. Sadece ne olduğunu bilmiyordum.
Telefonu masaya bıraktım. O an, kafamın içinde kısa ve keskin bir görüntü belirdi: Uzun bir koridor. Halısı yıpranmış. Duvarlardaki aynalar çatlak. Ve bir kapı… Üzerinde silinmiş bir numara. Kapının arkasında bir ses vardı. Ağlamaya benziyordu.
Gözlerimi açtığımda nefes nefeseydim. Bu bir hayal değildi. Ama anı da değildi.
Geceyi koltukta geçirdim. Uykuya dalmakla uyanık kalmak arasında sıkışmış bir hâlde. Rüyalarımda hep aynı şey tekrar etti: Bir el, karanlıktan uzanıyor ve bileğimi yakalıyordu. El sıcak değildi. Soğuk da değildi. Daha çok… boştu.
Sabah olduğunda, alarm çalmadan uyandım. Gözlerim yanıyordu. Aynaya baktım. Göz altlarım daha koyu, yüzüm biraz daha yabancıydı. Sanki biri, geceden kalma izler bırakmıştı üzerimde.
Kitapçıya gitmek zorundaydım. Normal bir gün gibi davranmak zorundaydım.
Sokağa çıktığımda şehir yine aynıydı ama ben değildim. İnsanların yüzlerine baktım; bir anlığına hepsi bana çok uzak, neredeyse sahte geldi. Sanki ben başka bir katmandaydım, onlar başka.
Dükkânın kapısını açtım. Çıngırak her zamanki gibi çaldı.
Ama yaşlı kitapçı yoktu.
Tezgâhın üzerinde katlanmış bir kâğıt duruyordu. El yazısıyla yazılmıştı.
“Bugün gelmeyeceğim.
Depoya girme.
Bazı kapılar tek başına açılmamalı.”
Kâğıdı yavaşça masaya bıraktım. Dün sorduğu soru yankılandı kafamda: “Depoda her şey yolunda mıydı?”
O, biliyordu. Belki de başından beri biliyordu.
Rafları düzenliyormuş gibi yaptım ama gözüm sürekli depo kapısına kayıyordu. Kapı, her zamankinden daha koyu görünüyordu. Sanki ışığı emiyordu. Bir süre sonra, kapının aralığından çok hafif bir koku geldi burnuma. Nemli, eski… ama tanıdık.
Çocukluğumdan bir koku. Islak mont kumaşı. Tozlu halı. Eski bir otel odası.
Elim, farkında olmadan depo kapısının koluna gitti. Tam o anda kapı çaldı.
İrkildim.
İçeri, dün geceki genç kadın girdi. Bu kez ıslak değildi. Saçları topluydu, yüzü solgundu. Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.
“Oraya gideceksin,” dedi. Soru sormadan. Selam vermeden.
“Bunu nereden biliyorsun?” diye sordum, sesim beklediğimden daha kısıktı.
Kadın acı bir gülümseme ile başını salladı. “Ben de gittim,” dedi.
“Ve bir parçam hâlâ orada kaldı.”
Çantasından küçük bir anahtar çıkardı. Paslı, eski bir anahtar. Masaya bıraktı.
“17 Ekim’de kapı açık olacak. Ama herkes için değil.”
Sonra bana baktı.
“Sen zaten çağrıldın.”
Anahtara baktım. Mariner Hotel’in giriş kapısına ait olduğunu anlamak için yazıya gerek yoktu.
Kadın arkasını dönüp çıktı. Çıngırak bu kez daha uzun çaldı, sanki uyarır gibi.
Anahtarı avucuma aldım. Soğuktu. Ama elimde garip bir şekilde… doğru hissettirdi.
O an anladım: Bu hikâye, bir zarfla başlamamıştı. Bir kitapçıda da.
Bu, yıllar önce yarım kalmış bir şeyin devamıydı. Ve şimdi… beni geri çağırıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder