Chapter 1 - Gözden Kaçmayan Şeyler
Bugün dükkâna adımımı attığımda, hava hâlâ griydi.
Aynı şehir, aynı sessizlik. Fakat bu sabah sanki sesler biraz daha azdı… ya da ben duyamıyordum.
Yaşlı kitapçı yerinde yoktu. Sırtında eski paltosuyla az ilerideki postaneye gittiğini söylemişti.
Dükkân bana kalmıştı.
Rafları düzenlemeye başladım. Kitapların sırtlarını silerken, parmağıma ince bir kesik oldu.
Küçük, önemsiz bir şeydi. Ama acısı uzun sürdü.
Masanın kenarındaki not defterime kan bulaştı.
Sayfayı yırtmak istemedim; leke orada kaldı.
Bir iz gibi.
Kapı çaldı. İçeri genç bir adam girdi, elinde yıpranmış bir kutu vardı.
Konuşmadan masama bıraktı.
“Kayıp kitap iadesi” dedi.
Kutunun üstünde gönderici bilgisi yoktu.
Kutuyu açtım; içinde sadece tek bir kitap vardı.
Kapağı tamamen siyahtı. Başlık, yazar adı yoktu.
İçini açtığımda sayfalar bomboştu.
Sadece en arka sayfanın ortasında küçük bir cümle yazılıydı:
“Bazı şeyleri sakladığını biliyorum.”
Başımı kaldırdığımda adam gitmişti.
Kafamın içinde bir uğultu vardı artık.
Depo aklıma geldi, ama hemen dağıttım düşüncemi.
Kendime iş çıkardım; rafların arkasındaki tozları silmeye başladım.
Öğleye doğru orta yaşlı kadın yine geldi.
Aynı raftan bir kitap aldı.
Ama bu kez kasaya geldiğinde bana uzun uzun baktı.
“Bazen sakladığımız şeyler, bizi sakladığımız yerden çıkarır.” dedi.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi parasını verdi, çıktı.
İçimdeki huzursuzluk büyüyordu.
Dışarı çıktım, kafeye gittim.
Pencere kenarına oturdum, kahvemi bekledim.
Garson kız geldiğinde, elinde kahvemle birlikte küçük bir kâğıt parçası vardı.
“Masada buldum, size ait sandım” dedi.
Kâğıtta tek bir kelime yazılıydı:
“Aşağıda.”
Artık oyalanacak bir şeyim kalmamıştı.
Kitapçıya döndüğümde hava kararmaya başlamıştı.
Depoya inmemek için kendime bahaneler uydurdum; paketleri yerleştirdim, vitrini temizledim.
Ama her iş bittiğinde, geriye yalnızca tek bir yol kalıyordu.
Merdivenin başına geldim.
Aşağısı karanlıktı.
İndim.
Rafların arasından geçerken, zarfın olduğu kutuyu uzaktan gördüm.
Sanki biraz yer değiştirmişti.
Bu mümkün değildi. Ama öyleydi.
Yanına gittim.
Eğildim.
Elimi uzattım.
Zarf şimdi avuçlarımdaydı.
Henüz açmadım.
Ama nabzım… açmışım gibi atıyordu.
Zarfı elime aldığım an… sanki depo daha karanlık oldu.
Belki de göz bebeklerim küçülmüştü, bilmiyorum.
Parmak uçlarım sert yüzeyini hissediyordu; içindekinin köşeleri hafifçe çıkıntı yapıyordu.
Ama açmak… henüz olmazdı.
Tam o sırada yukarıdan çıngırağın sesi geldi.
Saat geç olmasına rağmen biri girmişti.
Zarfı tekrar kutunun içine koydum, üzerini başka kitaplarla kapattım ve yukarı çıktım.
Kapıda, yağmurdan sırılsıklam olmuş genç bir kadın duruyordu.
Üzerinde koyu renk bir mont, elinde ıslak bir kâğıt parçası vardı.
Gözleri direkt bana bakıyordu.
“Burada çalışıyorsunuz, değil mi?” dedi.
Sesinde bir titreme vardı, ama üşümekten değil.
Başımı salladım.
“Bana bir şey bıraktılar… galiba sizin için.”
Elindeki kâğıdı masaya bıraktı.
Kâğıt, yağmur yüzünden yarısı silinmişti.
Kalan tek okunabilir kelime: “bulma.”
Kadın gitmeden önce kapı eşiğinde durdu, bana dönüp ekledi:
“Bazı şeyler, saklandıkları yerden çıkmak ister.”
Kalbim hızlandı.
Ne saçma bir gündü bu?
Daha önce kimse bana böyle şeyler söylememişti.
Ve hepsi… bugün oluyordu.
Kafamı toparlamak için depoya inmekten kaçındım.
Ama akşamüstüne doğru, kitapçı geri geldiğinde, ilk sorusu “Depoda her şey yolunda mıydı?” oldu.
Yüzünde hiçbir mimik yoktu, ama bu soruyu sorması bile normal değildi.
“Evet” dedim kısa bir tonla.
Arkasını dönüp raflara bakmaya devam etti.
Saat sekiz. Kapatma vakti.
Işıkları söndürdüm.
Sokak tamamen boştu, ama bir anlığına köşede duran bir siluet gördüm.
Bana bakıyor gibiydi.
Gözümü kırpıp tekrar baktığımda orada kimse yoktu.
Eve geldiğimde, montumu çıkardım, çantamı bıraktım.
Ama… çantamın fermuarı açıktı.
İçinde kitap yoktu, defter yoktu, hiçbir şey yoktu.
Sadece… zarf.
O kutunun içinden hiç çıkarmadığım, bırakıp gittiğim zarf.
Şimdi masamın üzerinde duruyordu.
Sandalyeye oturdum.
Elimi uzattım.
Parmaklarım kenarını kavradı.
Bir an için açmayı düşündüm…
Ama yapmadım.
Henüz değildi.
Ama artık biliyordum:
O zarf, beni bulmuştu.
Yorumlar
Yorum Gönder