Kayıtlar

Chapter 4 - Yoksa?

 Anahtarı cebime koyduğum an, ağırlığını hissettim. Metalin soğukluğu avucumdan çok daha derine işliyordu; sanki cebimde değil de içimde taşıyordum onu. Dükkân sessizdi. Raflardaki kitaplar bile susmayı öğrenmiş gibiydi. Depo kapısına bir daha baktım. Açmadım. Bugünlük bu kadardı. Yaşlı kitapçı gelmedi. Ne telefon, ne bir not daha. Sanki dükkân, yalnızca bana emanet edilmemişti—bana bırakılmıştı. Kapattım. Çıngırağın sesi bu kez kısa ve isteksizdi. Eve dönerken şehrin ayrıntıları daha keskin görünüyordu. Duvarlardaki çatlaklar, kaldırım taşlarının arasına sıkışmış izmaritler, terk edilmiş bir dükkân vitrininde yansıyan silik yüzüm… Hepsi, sanki bana ait olmayan ama beni tanıyan şeylerdi. Anahtarı çıkardım, yürürken parmaklarımın arasında çevirdim. Üzerinde küçük bir oyuk vardı. Fark etmemiştim. Yakından bakınca, neredeyse silinmiş bir sembol seçiliyordu—iki çizgi ve aralarında bir boşluk. Bir kapı gibi. Ya da bir eşik. Eve vardığımda saat kaçtı bilmiyorum. Ama gökyüzü kararmakla ka...

Chapter 3 - Rahatsız Edilmek

 Mutfaktan gelen sesin kaynağını bulamayınca ışıkları yaktım. Sarı ışık, odanın köşelerine çarpıp geri döndü; hiçbir şeyi aydınlatmıyor, sadece gölgeleri daha belirgin hâle getiriyordu. Dolap kapaklarını açtım, tezgâhın altına baktım. Hiçbir şey yoktu. Ama sesin yokluğu, varlığından daha rahatsız ediciydi. Masaya geri döndüğümde, zarfın ağzının tamamen kapanmış olduğunu fark ettim. Açık bırakmıştım. Eminim. Kalbim bir an durdu, sonra sanki telafi etmek istermiş gibi hızlandı. Elimi zarfa uzattım. İçindeki fotoğraflar hâlâ oradaydı. Ama sıraları değişmişti. Çocuk fotoğrafı en üste gelmişti. Bu bir tesadüf olamazdı. Tesadüfler bu kadar ısrarcı olmaz. Sandalyeye oturdum, dirseklerimi dizlerime dayadım. Başımı ellerimin arasına aldım. Düşünmeye çalıştıkça, zihnimde boşluklar oluşuyordu. Sanki bazı anılar, özellikle kaçınıyordu. Yaklaştıkça dağılan bir sis gibi. “Hatırlamalısın.” Notta yazan cümle, artık bir çağrı değil, bir emir gibiydi. Telefonumu tekrar elime aldım. Mariner Hotel ile...

Chapter 2 - İçeridekiler

Hayat bazen bir nesnenin sessiz ağırlığında saklıdır. Küçük, sıradan görünen bir şey… ama içinde taşıdığı ihtimal, insanın nefesini fark ettirmeden keser. Bu gece, o ağırlık masamda duruyor. Odam karanlık değildi, ama aydınlık da sayılmazdı. Tek ışık kaynağı, yarı açık perdeden sızan solgun sokak lambasıydı. Toz zerrecikleri, o ışık huzmesinde yavaşça süzülüyordu—sanki zaman bile ağır çekimde akıyordu. Masamın üzerinde, defterlerin, yarım kalmış notların ve soğumuş kahve fincanlarının arasında, o zarf vardı. Zarftan gözlerimi çekmeye çalıştım. Başarısız oldum. Görmüyordum, izliyordum. Günün yorgunluğu omuzlarımı çökmüş gibi hissettiriyordu ama asıl ağırlık başka yerdeydi. İçimde. Sanki göğüs kafesimin ortasında, görünmez bir taş duruyordu. Her nefes alışımda biraz daha büyüyordu. “Belki de açmam gerekmiyor,” dedim kendi kendime. Sesim boş odada hafif yankılandı. Ama beynimin arka planında, fısıltıya benzeyen başka bir ses cevap verdi: Kael… zaten buraya kadar geldin. O an...

Chapter 1 - Gözden Kaçmayan Şeyler

 Bugün dükkâna adımımı attığımda, hava hâlâ griydi. Aynı şehir, aynı sessizlik. Fakat bu sabah sanki sesler biraz daha azdı… ya da ben duyamıyordum. Yaşlı kitapçı yerinde yoktu. Sırtında eski paltosuyla az ilerideki postaneye gittiğini söylemişti. Dükkân bana kalmıştı. Rafları düzenlemeye başladım. Kitapların sırtlarını silerken, parmağıma ince bir kesik oldu. Küçük, önemsiz bir şeydi. Ama acısı uzun sürdü. Masanın kenarındaki not defterime kan bulaştı. Sayfayı yırtmak istemedim; leke orada kaldı. Bir iz gibi. Kapı çaldı. İçeri genç bir adam girdi, elinde yıpranmış bir kutu vardı. Konuşmadan masama bıraktı. “Kayıp kitap iadesi” dedi. Kutunun üstünde gönderici bilgisi yoktu. Kutuyu açtım; içinde sadece tek bir kitap vardı. Kapağı tamamen siyahtı. Başlık, yazar adı yoktu. İçini açtığımda sayfalar bomboştu. Sadece en arka sayfanın ortasında küçük bir cümle yazılıydı: “Bazı şeyleri sakladığını biliyorum.” Başımı kaldırdığımda adam gitmişti. Kafamın içinde bir uğultu vardı artık. Depo a...

Chapter 0 - Prologue

  Ben Kael. Bugün de gri bir sabah, soluk bir şehirde uyandım. Dışarısı sessizdi, ancak etraftan gelen hafif bir uğultu vardı; şehir hayatının klasik monotonluğu. Penceremin önünde yaşlı bir ağaç, yapraklarını yavaş yavaş döküyordu. Damlalar, camda çıt pıt sesler çıkararak akıyordu. Hava serindi fakat soğuk değildi. Daha çok içimi hafifçe üşüten bir serinlik vardı. Kahvemi hazırlarken mutfaktaki eski saat tik tak etmeye başladı. Saat kaç bilmiyorum, zaten hiç bakmıyorum saate. Zaman, benim için bir anlam ifade etmiyor. Dışarı çıkmadan önce saçlarımı topladım. Aynaya baktım, yüzüm yorgundu. Gözlerimde hafif bir donukluk vardı. Kendimi tanımlamam gerekirse… belki de biraz uzak, biraz sessiz biriydim. İşe gitmek için evden çıktım. Sokaklarda yürürken insanları izledim. Çoğu acele ediyordu. Telefonlarına bakıyor, kulaklıklarıyla kendi dünyalarına dalmışlardı. Ben ise yalnızca etrafı gözlemliyordum. Muhtemelen bu, onlar için yapabileceğim tek şeydi. Yolumun sonunda küçük bir kitapçı var...